Yeşilova’nın tepelerinde sabah çiyi, otların ucuna minik kristaller gibi dizilmişti. Güneş daha yeni doğuyor, çan sesleriyle koyun sürüsü yavaş yavaş uyanıyordu. Ama bir tanesi, her sabah olduğu gibi yine geç uyanmıştı: Şaşkın Kuzu.
Şaşkın Kuzu’nun adı boşuna değildi. Çünkü o, dünyadaki her şeye biraz karışık bakardı. “Güneş mi doğdu, yoksa ben mi battım?” diye sorardı her sabah. Annesi de her seferinde gülerek, “Senin kafan hep bulutlarda kuzum.” derdi.
O sabah da durum farklı değildi. Şaşkın Kuzu merakla etrafa bakarken uzakta parlayan bir şey gördü. “Bu da ne?” diye mırıldandı. Işıl ışıl, gökyüzünden inmiş gibi duran parlak bir kutuydu.
Yaklaşınca kutudan cıvıl cıvıl bir ses geldi:
— Selam! Ben Cip-Cip 3000!
Kuzu bir adım geri attı. “Sen… sen konuşan bir taş mısın?” diye sordu. Kutunun kapağı açıldı, içinden minik, parlak kanatlı bir robot kuş çıktı. “Ben bir taş değilim, bilgi taşıyıcısıyım! Görevim dost edinmek ve keşfetmek.”
Şaşkın Kuzu heyecanla kuyruğunu salladı. “Ben de keşfetmeyi severim ama genelde yanlış yönü keşfederim.”
Robot kuş kıkırdadı. “O zaman mükemmeliz! Ben kuzey derim, sen güneye gidersin, birlikte dünyayı karıştırırız!”
İkisi gülüştü. O sırada ormana doğru hafif bir vınlama sesi geldi. Birden ağaçların arasından tekerlekli, minik bir kaplumbağa çıktı. Üzerinde güneş paneli vardı.
— Günaydın arkadaşlar, ben Turbo-Kap!
Şaşkın Kuzu hayretle baktı. “Sen… hızlı bir kaplumbağa mısın?”
— Hayır, sadece biraz güneş enerjisiyle desteklenmiş bir sabır abidesiyim!
Üçü kısa sürede arkadaş oldular. Şaşkın Kuzu’nun heyecanı sığmadı: “Haydi birlikte maceraya çıkalım!” dedi. Robot kuş kanatlarını çırptı, “Ama nereye?” diye sordu. Kuzu gururla cevapladı: “Bilmiyorum!”
Böylece yola koyuldular.
İlk durak, ormanın içindeki Eski Değirmen’di. Değirmenin çarkları yıllardır dönmüyordu. Şaşkın Kuzu bir an düşündü (tabii ki yanlış bir şey düşündü): “Belki de çark dönmüyor çünkü suyu yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya akıtıyor!”
Cip-Cip 3000 gülmekten devreleri ısındı. Turbo-Kap ciddi bir sesle: “Su yerçekimine uyar kuzucum.” dedi. Şaşkın Kuzu başını eğdi, ama o sırada yanlışlıkla değirmenin koluna bastı. Çark birden “gırçç!” diye ses çıkararak dönmeye başladı.
— İşte! — diye bağırdı kuzu — “Görüyorsunuz değil mi, yanlışlıkla doğru şeyi yaptım!”
Çark dönünce değirmen içinden yıllardır sıkışmış bir kutu çıktı. Kutunun üzerinde “DENEME PROTOTİPİ — MİNİ-ROBOT ARI” yazıyordu. Cip-Cip heyecanla tıkladı ve içinden minik, altın sarısı bir robot arı uçtu.

Arı zıplayarak konuştu:
— Merhaba! Ben Vız-Vız MiniX! Sizi izliyordum. Çok eğlencelisiniz.
Şaşkın Kuzu gururlandı. “Teşekkür ederim. Ben doğuştan şaşkınım ama iyi kalpliyim.”
— “Ve ben,” dedi Turbo-Kap, “sakinliği temsil ederim.”
— “Ben de bilgiyi.” diye ekledi Cip-Cip 3000.
— “O zaman,” dedi Vız-Vız MiniX, “ben enerjiyi temsil edeyim!”
Ve dört arkadaş gün batımına doğru yürümeye başladılar.
Yolda ilerlerken Şaşkın Kuzu birden durdu. “Arkadaşlar, bu gökyüzü neden mor görünüyor?”
Cip-Cip 3000 açıklamaya çalıştı ama Turbo-Kap araya girdi: “Kuzu, bu morluk akşam ışığından. Güneş batarken hava maviyle turuncu arasında kalıyor.”
Kuzu bir süre düşündü: “Yani gökyüzü kararsız mı?”
Hepsi gülmeye başladı.
O sırada gökyüzünden küçük bir dron indi. Üzerinde yazılar vardı: “Yeşilova Çiftliği Bilim Kulübü.” Dron tatlı bir sesle konuştu: “Yeni dostlar tespit edildi. Ortak bir görev başlatılsın mı?”
Kuzu hemen zıpladı. “Tabii ki! Ben görevleri severim! Gerçi çoğunu yanlış yaparım ama olsun!”
Dron: “Görev: Renkleri karıştıran göletin dengesini bulmak.” dedi.
Gölete vardıklarında suyun rengi bir karışıklık içindeydi—mor, turuncu, yeşil hepsi birbirine geçmişti. Kuzu dikkatle baktı: “Su gökyüzü gibi olmuş!”
Turbo-Kap, Cip-Cip ve Vız-Vız suyu incelediler.
Cip-Cip: “Sistemde bozulmuş bir renk filtresi var.”
Vız-Vız: “Onu tamir ederiz ama birimizin oraya girip sensörü sıfırlaması gerek.”
Kuzu elini kaldırdı. “Ben yaparım! Ben zaten karışıklıklara alışığım.”
Gölete girip sensöre dokundu. Ama sensör “tısss” diye suya bir kıvılcım bıraktı ve birden tüm renkler gökyüzüne sıçradı. Kuzu ıslanmıştı ama gökyüzü şimdi daha parlak ve güzel görünüyordu.
Cip-Cip 3000 bağırdı: “Sensör aktive edildi! Kuzu, sen harikasın!”
Şaşkın Kuzu şaşkınlıkla baktı: “Ben mi? Gerçekten doğru bir şey mi yaptım?”
Turbo-Kap gülümsedi: “Bazen en şaşkın olanlar bile dünyanın dengesini bulur.”
Güneş batarken dostlar birlikte eve döndüler.
Kuzu hafifçe mırıldandı: “Bugün yeni arkadaşlar edindim. Biri uçuyor, biri yavaş ama zeki, biri vızıldıyor… ve hepsi beni olduğum gibi sevdi.”
O gece yıldızlar altında yatarken kendi kendine fısıldadı:
“Belki de şaşkın olmak, doğru şeyi farklı şekilde görmek demektir.”
Ve Yeşilova’nın tepelerinde bir kez daha huzurlu bir sessizlik oldu—yalnız bu kez, arada bir vızlama, bip sesi ve hafif bir mırıltı eşliğinde.
Bunun gibi daha fazla masal için bebek masallarına bakabilir, instagramdan (Masal Okuma) bizleri takip edebilirsiniz. Ayrıca daha kısa masallar için kategorimizi ziyaret edebilirsiniz.







