Kısa Masallar

Işıl ve Gölge ile Farklılıkların Güzelliği

Bir varmış bir yokmuş. Sessiz Bahçe’nin bir ucunda, güneşin en parlak vurduğu papatya tarlasında Işıl yaşardı. Işıl, adeta yoğunlaşmış bir güneş ışığı gibiydi; parlar, titrer ve etrafa neşe saçardı. En sevdiği şey, yaprakların üzerindeki çiy tanelerinde dans etmekti.

Bahçenin diğer ucunda ise ulu çınar ağacının serin ve loş gölgesinde Gölge yaşardı. Gölge, yumuşak ve sessizdi; akşamın serinliği gibi huzur verirdi. En sevdiği şey, rüzgarla hışırdayan yaprakların melodisini dinlemekti.

Işıl ve Gölge birbirlerinin varlığından haberdardı ama hiç konuşmamışlardı. Işıl, gölgenin ne kadar soğuk ve kasvetli olduğunu düşünürdü. Gölge ise ışığın ne kadar gürültücü ve göz alıcı olduğundan çekinirdi.

Bir gün, bahçenin tam ortasında, ışıkla gölgenin sınırında daha önce hiç görülmemiş bir çiçek açtı. Yapraklarının yarısı ay gibi beyaz, diğer yarısı güneş gibi altındı. Işıl da Gölge de bu çiçeğe hayran kalmıştı. İkisi de aynı anda çiçeğe doğru yaklaştı ve hayatlarında ilk kez burun buruna geldiler.

“Sen de kimsin?” diye cıvıldadı Işıl, merakla parıldayarak. “Çok… karanlıksın.”

“Ben Gölge,” diye fısıldadı Gölge, yumuşak bir sesle. “Sen de çok… parlaksın.”

Işıl bir adım geri çekildi. “Burada ne işin var? Işık canını yakmıyor mu?”

Gölge nazikçe başını iki yana salladı. “Hayır. Peki senin gölgeden rengin solmuyor mu?”

Bu soru Işıl’ı şaşırtmıştı. “Hayır… Sadece biraz üşüyorum.” Bir an duraksadı ve çiçeği gösterdi. “Onu görmeye geldim. Ne kadar güzel, değil mi?”

Gölge, “Evet, hayatımda gördüğüm en güzel şey,” diye yanıtladı. “Gündüzleri altın gibi parlayan yanını, geceleri ise gümüş gibi parlayan yanını izliyorum.”

Işıl hayretle sordu: “Geceleri mi? Ama gece her yer karanlık ve korkutucu değil mi?”

“Korkutucu değil,” dedi Gölge gülümseyerek. “Sessiz ve huzurlu. Ateş böceklerinin dansını, yıldızların göz kırpmasını izlersin. Peki gündüzleri her yer çok gürültülü değil mi?”

“Hayır, neşeli!” diye karşılık verdi Işıl. “Kuşların şarkılarını, arıların vızıltısını dinlersin.”

Birbirlerine kendi dünyalarını anlattılar. Işıl, güneşin sıcaklığını ve renklerin canlılığını anlattı. Gölge ise ay ışığının serinliğini ve gecenin sırlarını anlattı. Konuştukça, birbirlerinden korkmak yerine merak etmeye başladılar.

“Demek senin dünyan soğuk değil, sadece serin,” dedi Işıl düşünceli bir şekilde.

“Senin dünyan da gürültülü değil, sadece neşeliymiş,” diye fısıldadı Gölge.

O gün Işıl ve Gölge, o sihirli çiçeğin başında saatlerce oturdular. Çiçeği koparmayı akıllarından bile geçirmediler. Çünkü anlamışlardı ki o çiçeği özel kılan şey, hem ışığa hem de gölgeye ait olmasıydı. Tıpkı kendileri gibi.

O günden sonra Işıl ve Gölge, bahçenin en iyi dostu oldu. Her gün, ışıkla gölgenin buluştuğu o sınırda buluşup sohbet ettiler. Birbirlerine bilmedikleri şeyleri öğrettiler. Işıl, Gölge sayesinde gecenin güzelliğini, Gölge de Işıl sayesinde gündüzün neşesini keşfetti. Anladılar ki onları ayıran şeyler, aslında dünyayı daha zengin kılan şeylerdi. İşte bu, farklılıkların güzelliği idi.

Işıl ve Gölge ile Farklılıkların Güzelliği masalına benzeyen kısa masalları okumak için bağlantıya tıklayabilir, masallarımızı sesli olarak dinlemek ve paylaşılan masalları anlık takip etmek için instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu