Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, yemyeşil ağaçlarla çevrili büyük bir ormanda minicik bir ayıcık yaşarmış. Bu ayıcığın adı Pofuduk’muş. Daha küçücükmüş ama dünyaya merakı çok büyükmüş.
Her sabah uyanır uyanmaz annesinin sıcacık kollarına koşar, sonra pencerenin önüne otururmuş. Ormanın içinden gelen kuş seslerini dinler, çiçeklerin açılışını seyredermiş.
Bir sabah Pofuduk, annesine dönüp:
— “Anne, ben bugün keşfe çıkmak istiyorum. Çiçeklerin kokusunu yakından duymak, derenin şarkısını dinlemek, belki kelebeklerle oynamak…” demiş.
Annesi gülümsemiş ve başını okşamış:
— “Peki, ama dikkatli ol. Uzaklaşma. Çiçeklerle konuş, dereyi dinle, sonra eve dön. Ben seni burada bekleyeceğim.”
Pofuduk heyecanla patilerini çırpmış, küçük adımlarıyla ormana doğru koşmuş.
Çiçeklerle Tanışma
Ormanın girişinde rengârenk çiçekler açmış. Papatyalar beyaz beyaz, menekşeler mor mor parlıyormuş. Pofuduk çiçeklerin yanına yaklaşmış, burnunu uzatıp derin bir nefes almış.
Birden çiçekler fısıldamaya başlamış:
— “Hoş geldin Pofuduk!”
Ayıcık şaşkınlıkla etrafına bakmış:
— “Siz benimle konuşuyor musunuz?”
Papatya gülümsemiş:
— “Evet! Biz güneşle sohbet eder, yağmurla dans ederiz. Seninle de konuşabiliriz.”
Pofuduk çok sevinmiş. Çiçeklerin arasında yuvarlanmış, onların mis gibi kokusunu içine çekmiş. Çiçekler rüzgârla birlikte dans etmiş, Pofuduk da minik patileriyle onlara eşlik etmiş.
Dereyle Sohbet
Biraz yürüdükten sonra derenin kenarına gelmiş. Dere şırıl şırıl akıyor, güneş ışığı suda parıldıyormuş. Pofuduk kenara oturmuş:
— “Merhaba dere! Nereye gidiyorsun?” diye sormuş.
Dere tatlı sesiyle cevap vermiş:
— “Ben göllere doğru akıyorum. Yolum uzun ama yorulmam. Çünkü şarkı söyleyerek giderim.”
Pofuduk derenin melodisini dinlemiş. Su damlacıkları minik notalar gibi sıçrıyor, dallardaki kuşlar da şarkıya eşlik ediyormuş. Pofuduk’un göz kapakları ağırlaşmış ama kendini hemen toparlamış. Çünkü daha keşfedecek şeyleri varmış.
Kelebeklerle Dans
Dereden biraz uzaklaşınca rengârenk kelebekler etrafını sarmış. Kanatları kırmızı, sarı, mavi parlıyormuş. Kelebekler hep bir ağızdan:
— “Gel bizimle oyna!” demişler.
Pofuduk koşmuş, zıplamış, ellerini uzatmış ama kelebekler her seferinde bir adım önde uçmuş. Ayıcık yorulunca kahkahalar atmış.
— “Siz çok güzelsiniz! Renkleriniz gökyüzünü hatırlatıyor.”
Kelebekler kanat çırpmış:
— “Sen de çok tatlısın Pofuduk. Unutma, en güzel renk kalbindeki mutluluktur.”
Pofuduk onların sözlerini hiç unutmamış.

Gölün Sürprizi
Pofuduk yürürken bir gölün kıyısına varmış. Gölün üzerinde nilüferler açmış, kurbağalar vırak vırak şarkı söylüyormuş. Pofuduk göle bakmış ve kendi yansımasını görmüş.
— “Bu da kim?” diye şaşırmış.
Yansıması ona göz kırpmış:
— “Ben sensin. Ama gölün içinde yaşayan halinim.”
Pofuduk gülmüş, minik patisini suya dokundurmuş. Dalgacıklar yayılmış, göl melodisini değiştirmiş. Göl ona fısıldamış:
— “Sen gülümseyince dünya da gülümser, küçük ayıcık.”
Eve Dönüş
Gökyüzü yavaş yavaş pembeye dönmeye başlamış. Çiçekler kapanmaya, kuşlar yuvalarına dönmeye başlamış. Pofuduk annesini özlemiş.
Çiçeklere el sallamış:
— “Hoşça kalın!”
Dereye seslenmiş:
— “Teşekkür ederim şarkın için!”
Kelebeklere veda etmiş:
— “Kanatlarınız hep parlasın!”
Gölün kıyısına bakmış:
— “Hoşça kal dostum.”
Sonra yavaş adımlarla evine doğru yürümüş.
Annesinin Kucağında
Annesi onu kapıda bekliyormuş. Kollarını açıp Pofuduk’u kucaklamış:
— “Hoş geldin yavrum. Anlat bakalım, neler gördün?”
Pofuduk heyecanla anlatmış:
— “Çiçeklerle konuştum, derenin şarkısını dinledim, kelebeklerle dans ettim, göldeki yansımamla tanıştım.”
Annesi gülümsemiş, başını okşamış:
— “Ne güzel şeyler yaşamışsın. Şimdi gözlerini kapat. Çiçeklerin kokusu, derenin sesi, kelebeklerin renkleri, gölün huzuru rüyana gelsin.”
Pofuduk annesinin kollarında derin bir nefes almış. Minik gözlerini kapatmış. Ormanın melodisi kulağında, kalbi huzurla doluymuş.
Ve o gece rüyasında çiçeklerle dans etmiş, derenin melodisiyle uyumuş, kelebeklerle uçmuş, gölde ışıldayan ayı izlemiş.
Bir varmış bir yokmuş, Pofuduk’un kalbi hep sevgiyle, rüyaları hep mutlulukla doluymuş.







