Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, büyükçe bir köyün kıyısında yaşayan küçük bir çocuk varmış. Adı Elvan’mış. Elvan, meraklı mı meraklı bir çocukmuş; her eski eşyayı kurcalar, her garip sesi takip eder, her gizemi çözmek istermiş.
Bir gün dedesinin tavan arasında gezinirken, üzeri tozlu eski bir kutu bulmuş. Kutunun kapağını araladığında, içinden minik ama çok eski görünen bir saat çıkmış. Saatin camı çatlamış, yelkovanı durmuş ama içindeki mekanizma hâlâ tıkır tıkır ses çıkarıyormuş.
“Dede, bu saatin hikâyesi ne?” diye sormuş Elvan.
Dedesi hafifçe gülümsemiş. “Ah, o saat mi? O, kayıp zamanların kapısını açan saat derler ona,” demiş. “Ama dikkatli olmalısın. O saat, yalnızca zamanı değil, unuttuklarını da geri getirir.”
Elvan, o gece uyuyamamış. Saati yastığının altına koymuş ve gözlerini kapatırken, içinden bir dilek tutmuş:
“Ne olur, zamanı birazcık geri alabilsem…”
Tam o anda, odanın içini yumuşak bir mavi ışık sarmış. Saatin içinden çıkan bu ışık, duvarlara düşen gölgeleri hareket ettirmiş ve Elvan kendini bir anda bambaşka bir yerde bulmuş. Gözlerini açtığında, karşısında genç bir kadın belirmiş.
“Sen Elvan mısın?” diye sormuş kadın. “Ben Zamanın Bekçisi, adım Mirva. Saati sen çalıştırdın.”
“Evet ama ben sadece biraz geçmişi görmek istemiştim…” demiş Elvan, şaşkınlıkla etrafına bakarken.
Mirva, gülümsemiş. “Zaman saati seni geçmişin bir anına götürebilir. Ama her şeyin bir bedeli vardır. Hangi zamanı görmek istiyorsun?”
Elvan duraksamış. “Annemin gittiği günü… Onu hiç hatırlamıyorum.”
Mirva başını sallamış. “Hazır ol. O günü sadece izleyebileceksin, değiştiremezsin.”
Bir anda etraflarını saran ışık yok olmuş. Elvan, kendini çocuk halinin oyun oynadığı bir bahçede bulmuş. Birkaç metre ötede annesi, valizini taşıyan biriyle konuşuyormuş. Elvan’ın gözleri dolmuş ama bir şey yapamamış. Zamanın sadece izleyicisiymiş artık.
“Anneee!” diye bağırmak istemiş ama sesi çıkmamış. Kalbi sıkışmış, ayakları ileri gitmek istemiş ama gidememiş.
Zaman yeniden akmaya başladığında, Elvan kendini tekrar yatağında bulmuş. Saat elinde duruyormuş. Ne tıkırtı kalmış ne ışık. Sanki hiçbir şey olmamış gibiymiş ama gözlerinden yaşlar süzülüyormuş.
Ertesi sabah dedesine ne olduğunu anlatmış. Dedesinin gözleri yaşarmış. “Bu saat her kuşağa bir kez çalışır. Ama gördüğün geçmişi yanında taşırsın.”
Elvan başını sallamış. Artık o günü hatırlıyormuş ama içinde bir huzur da taşıyormuş. Çünkü ne olursa olsun, annesinin vedası artık bir soru işareti değilmiş.
O günden sonra Elvan, saati bir kutuya koyup, tavan arasına geri bırakmış. Üzerine bir not iliştirmiş:
“Zamanın cevabı, soruyu soracak kadar cesur olanlar içindir.”
Ve hayatına devam etmiş, biraz daha büyümüş, biraz daha anlamış zamanı… Ve kaybolanın sadece geçmiş değil, bazen duygular olduğunu da öğrenmiş.















