Kısa Masallar

Rüzgârın Fısıldadığı Sır Masalı

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak mı uzak bir dağın eteğinde, yemyeşil ormanların arasında saklanmış bir köy varmış. Bu köyde yaşayan herkesin bildiği ama kimsenin açıkça konuşmadığı bir sır varmış: Rüzgâr bazı geceler köyün içinden geçerken bir şeyler fısıldarmış.

“Ne diyor bu rüzgâr?” diye sorarmış çocuklar.

Ama büyükler bu soruya ya sessiz kalır ya da başka konuya geçermiş.

Bir gün, köyün en meraklı çocuğu olan Elif, bu gizemi çözmeye karar vermiş. Elif sekiz yaşındaymış, ama aklı on sekizinde gibi çalışırmış. Merakı ve cesaretiyle tanınırmış.

Bir akşamüstü, annesi yemek hazırlarken Elif usulca dışarı çıkmış. Rüzgârın yönünü takip ederek ormanın derinliklerine doğru yürümüş. Ağaç yapraklarının arasından süzülen rüzgâr, Elif’e adeta yol gösteriyormuş.

“Gel… Gel…” diye fısıldıyormuş sanki.

Elif ürpermiş ama geri dönmemiş.

Bir süre sonra karşısına kocaman, yosunlarla kaplı eski bir taş duvar çıkmış. Duvarın ortasında küçük bir kapı varmış. Kapı aralık duruyormuş.

“Bu da ne böyle?” demiş Elif, hafifçe kapıyı itmiş.

İçerisi bambaşka bir dünya gibiymiş. Işıl ışıl parlayan kelebekler, konuşan çiçekler, şarkı söyleyen sincaplar… Elif gözlerine inanamamış.

— Merhaba! demiş bir ses.

Elif dönüp bakmış. Karşısında küçük, yaşlıca bir adam varmış. Sakalları dizine kadar uzanıyor, gözleri ise ışık gibi parlıyormuş.

— Ben Bilge Rüzgar, demiş adam. Buranın bekçisiyim. Belli ki sen sırra erişmeye hazırsın.

Elif şaşkın bir şekilde:

— Sır mı? Hangi sır?

Bilge Rüzgar gülümsemiş.

— Rüzgârın sırları çok derindir. Onları sadece gerçekten merak edenler duyar.

Bilge Rüzgar, Elif’e rüzgârın sırlarını anlatıyor.

Elif iyice meraklanmış. Bilge Rüzgar onu bir ağacın gövdesine oyulmuş küçük bir odaya götürmüş. İçeride yüzyıllık kitaplar, haritalar ve eski mürekkep şişeleri varmış.

— Her yüz yılda bir, bir çocuk gelir buraya. Rüzgâr ona köyü koruma sırrını verir. Bu defa o çocuk sensin Elif.

Elif’in gözleri büyümüş.

— Ben mi?

— Evet. Ama önce üç görevi tamamlaman gerek, demiş Bilge Rüzgar.

İlk görev, karanlık mağaraya girip oradaki yankıyı bulmakmış.

İkinci görev, gökyüzünden düşen bir yıldız tozunu yakalamakmış.

Üçüncü ve son görev ise, kendi yüreğinin sesini dinlemekmiş.

Elif ilk iki görevi cesaretle tamamlamış. Mağaraya girdiğinde yankı ona kendi sesinde, “Korkma, sen yapabilirsin” demiş. Gökyüzünden düşen yıldız tozunu ise bir çiçeğin yaprağında bulmuş.

Ama en zoru üçüncü görevmiş.

— Yüreğinin sesini nasıl duyacağım ki? diye sormuş Elif.

Bilge Rüzgar:

— Sus. Dinle. Kalbin sana zaten konuşuyor, demiş.

Elif gözlerini kapatmış, derin bir nefes almış. İçinden bir ses gelmiş:

“Sen değerlisin. Senin cesaretin köyünü aydınlatacak.”

O an Elif, tüm korkularını geride bırakmış.

Bilge Rüzgar, elini onun omzuna koymuş.

— Artık sır sana emanet. Rüzgâr bundan sonra seninle konuşacak. Köydeki çocuklara umut verecek. Ama unutma, bu sırrı yalnızca gerçekten merak edenlerle paylaş.

Elif, sabaha karşı köyüne dönmüş. O günden sonra rüzgâr her estiğinde çocuklar dikkatle dinlemeye başlamış.

Ve Elif, geceleri yıldızlara bakıp gülümsemiş. Çünkü artık biliyormuş: Rüzgâr sırları sadece cesur yüreklilere anlatırmış.

Bunun gibi daha fazla masal için kısa masallara bakabilir, instagramdan (Masal Okuma) bizleri takip edebilirsiniz.

Başa dön tuşu