Çocuk Masalları

Gümüş Tüy Masalı

Bir varmış bir yokmuş… Uzak diyarlarda, gökyüzünün her sabah farklı renge boyandığı, kuşların melodilerle konuştuğu bir köy varmış. Bu köyün hemen ilerisinde, kimsenin gece vakti girmeye cesaret edemediği Fısıldayan Orman uzanırmış. Ormanın adını alan fısıltılar, yaprakların arasından gelir, bazen şarkı söyler, bazen de sırlar fısıldarmış.

Köyde Elif adında meraklı, cesur bir kız yaşarmış. Elif’in en yakın arkadaşı ise minik, tüyleri gri ile gümüş arasında parlayan bir kuşmuş. Adını “Gümüş Tüy” koymuşlar. Gümüş Tüy, sıradan bir kuş değilmiş; her sabah Elif’in penceresine konar, minik gagasıyla cama tıklar ve “Günaydın!” der gibi cıvıldarmış.

Bir sabah Gümüş Tüy, telaşla kanat çırparak Elif’in penceresine gelmiş.
“Elif! Ormanda bir şey oldu!” diye cıvıldamış.
“Ne oldu? Yoksa o fısıltılar yine başladı mı?”
“Hayır… Bu sefer fısıltılar sustu!”

Elif, şaşkınlıkla yatağından fırlamış. Ormanın hiç susmadığını biliyordu. Fısıltıların susması, köyde duyulmamış bir şeydi.
“O zaman hemen bakmalıyız!” dedi Elif, ayakkabılarını giyerken.

İkili, sabahın ilk ışıklarıyla Fısıldayan Orman’a doğru yola koyulmuş. Güneş yaprakların arasından altın iplikler gibi süzülüyor, ama ormanın derinliklerinden tek bir ses gelmiyormuş. Ne kuş ötüşü, ne rüzgâr, ne de yaprak hışırtısı…

Bir süre yürüdükten sonra karşılarına yosun kaplı eski bir taş köprü çıkmış. Köprünün ortasında, yeşil bir ışık huzmesi yukarıya doğru yükseliyormuş. Elif dikkatle yaklaşmış. Tam o sırada köprünün altından incecik bir ses duyulmuş:
“Yardım edin… ışığım sönüyor…”

Elif köprünün altına bakmış ve minik bir orman perisi görmüş. Kanatları kırık, ellerinde ise solmaya başlayan bir yeşil kristal varmış.
“Ben Orman’ın kalbini koruyorum,” demiş peri kısık bir sesle. “Ama dün gece kristali çalan biri oldu. Bu elimdeki sadece kırık bir parça… Kristal olmadan fısıltılar geri dönemez.”

Elif hemen kararlı bir şekilde konuşmuş:
“O zaman kalan parçayı bulacağız!”
Gümüş Tüy de kanatlarını çırpmış: “Ben gökyüzünden iz sürerim!”

Böylece üçlü, ormanın derinliklerine doğru yola çıkmış. Yolda karşılarına sarmaşıklarla kaplı eski bir kapı çıkmış. Kapının üzerinde şu yazı varmış:
“Gerçeği söylemeyenin yolu kapanır.”

Elif kapıya yaklaşmış, hafifçe itmiş ama kapı kıpırdamamış.
“Sanırım bize bir şey soracak,” demiş Gümüş Tüy.
Tam o sırada kapıdan derin bir ses gelmiş:
“En çok neden korkarsın?”

Elif duraksamış. Ormanda bu kadar sessizlik varken, yalan söylemeyi aklından bile geçirmemiş.
“Arkadaşımı kaybetmekten,” demiş dürüstçe.
Kapı gıcırdayarak açılmış.

Kapının ardında, gökyüzü mor ve mavi arasında dalgalanan garip bir bölge varmış. Uzakta gümüş gibi parlayan bir kristal görünüyormuş. Tam ona yaklaşacaklarken, bir gölge belirivermiş. Bu, uzun pelerinli, yüzü maskeyle kapalı bir figürmüş.
“Bu kristal artık benim,” demiş sert bir sesle.
Elif, öne atılmış: “O kristal ormanın kalbi! Onu geri vermezsen her şey yok olacak!”
Maskeli figür bir an duraksamış. “Peki ya benim yokluğumda orman sessizliğe gömülmeseydi? Sessizlik bana huzur veriyor…”

Gümüş Tüy öne çıkmış:
“Ama sessizlik yalnızca senin huzurun, ormanın değil!”
Maskeli figür, kuşun gözlerindeki kararlılığı görünce yavaşça kristali uzatmış:
“Belki de haklısınız…”

Elif kristali alıp orman perisine uzatmış. Kristal yerine oturur oturmaz orman birden canlanmış; yapraklar hışırdamış, dere şırıltısı geri dönmüş, fısıltılar yeniden başlamış. Ama bu kez fısıltılar bir şarkı söylüyormuş:
“Cesaretle gelenler, dostluğun ışığını taşır.”

Peri gülümsemiş:
“Elif, Gümüş Tüy… Ormanın dostu oldunuz. Fısıltılar hep sizinle olacak.”

Ve o günden sonra Elif her ormana girdiğinde, yaprakların arasında kendi adının fısıldandığını duyardı.

Gümüş Tüy masalına benzeyen çocuk masalları okumak için bağlantıya tıklayabilir, masallarımızı sesli olarak dinlemek ve paylaşılan masalları anlık takip etmek için instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Başa dön tuşu