Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yemyeşil tepelerin ardında, mavi çiçeklerle bezenmiş bir köy varmış. Bu köyde yaşayan herkes sabahları pencereyi açtığında içeri dolan mis gibi rüzgâra alışkınmış. Ama bir sabah, o tanıdık serinlik hiç gelmemiş.
“Anne, rüzgâr gelmemiş bugün,” demiş küçük Alin, pencereden başını uzatırken.
Annesi gülümseyip, “Belki de başka yere gitmiştir biraz serinlik taşımaya,” demiş. Ama Alin içten içe bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmiş. Çünkü o rüzgâr sadece hava değilmiş; ağaçlarla fısıldaşır, suya şarkılar söyler, çocukların saçlarını okşarmış.
Alin, kararlı bir şekilde eline küçük sırt çantasını almış. “Ben rüzgârı bulacağım,” demiş yüksek sesle.
Komşu Nine Meryem, Alin’i görünce sormuş: “Nereye böyle sabah sabah?”
“Rüzgârı bulmaya gidiyorum Nine Meryem.”
“Rüzgâr mı kaybolmuş?”
“Evet, onu aramazsak döner mi sanıyorsunuz?”
Meryem Nine başını sallayıp eline bir tüy vermiş. “Bu, yıllar önce rüzgârın bana getirdiği bir hatıra. Yolun zor olur ama kalbin temizse rüzgâr seni bulur.”
Alin, tüyü cebine koyup yürümeye başlamış. İlk durak, Göl Fısıltısı Ormanı’ymış. Ağaçların arasından geçerken yaprakların hiç kımıldamadığını fark etmiş. Normalde orman hep bir şeyler anlatırmış ama şimdi sus pusmuş.
“Burada bir sessizlik var. Rüzgâr gerçekten kaybolmuş,” demiş Alin, hafif ürpererek. Tam o sırada bir ses duymuş.
“Sen misin, Alin?”
Alin dönüp bakmış, karşısında yeşil tüyleri olan yaşlı bir papağan duruyormuş.
“Benim. Sen kimsin?”
“Ben Poro. Rüzgârın en eski dostlarından biriyim. Günlerdir onu bekliyoruz ama gelmedi.”
“Onu bulmam gerek. Nerede olabilir?”
Poro başını yana eğmiş. “Belki de Unutulmuş Tepeler’e gitmiştir. Orada eski dostları vardır ama yalnız kalmak istediği zaman oraya gider.”
Alin, papağana teşekkür etmiş ve yoluna devam etmiş. Dağlar, taşlar geçmiş, ayakkabılarının altı toz olmuş ama geri dönmemiş. Nihayet Unutulmuş Tepeler’e varmış.
Orada bir kayanın üzerinde oturmuş ve cebinden tüyü çıkarmış. Hafifçe üfleyip gözlerini kapatmış. Bir anlığına etraftan tatlı bir serinlik geçmiş.
“Sen mi çağırdın beni?” demiş bir ses rüzgâr gibi hafif ama belirgin.
Alin gözlerini açmış. Karşısında, şekilsiz ama parıltılı bir hava akımı belirivermiş.
“Rüzgâr! Gerçekten sen misin?”
“Benim. Ama çok yoruldum Alin. Herkese neşe ve serinlik taşımak güzel ama bazen kimse beni fark etmiyor. Biraz dinlenmek istedim.”
Alin hafifçe gülümsemiş. “Ama biz seni çok özledik. Seni sevdiğimizi unuttuk sanma. Hadi geri dön, seni bekliyorlar.”
Rüzgâr bir süre susmuş. Sonra birden etraf canlanmış; otlar dans etmiş, ağaçlar fısıldaşmış.
“Hazırsan, beraber döneriz,” demiş rüzgâr.
O günden sonra köyde rüzgâr hiç eksik olmamış. Ve her estiğinde, bir çocuk gülümseyip demiş:
“Hoş geldin dostum, seni unutmadık.”
Kayıp Rüzgarın Peşinde masalına benzeyen çocuk masalları okumak için bağlantıya tıklayabilir, masallarımızı sesli olarak dinlemek ve paylaşılan masalları anlık takip etmek için instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
















