Uzun Masallar

Kayıp Rüya Bahçesi

Bir varmış bir yokmuş…
Evvel zaman içinde, gün ışığıyla parlayan küçük bir kasabanın kenarında, terk edilmiş gibi duran eski bir bahçe varmış. Çoğu insan o bahçeyi fark etmezmiş, ama oradan geçen hayvanların hepsi orada garip bir huzur hissedermiş.

Bahçenin kapısı her zaman kapalı olurmuş. Kapının üstünde paslanmış bir kilit, yan tarafında ise neredeyse okunmayan bir yazı varmış:
“Sadece rüyasını arayanlar içeri girebilir.”

Bir akşamüstü, simsiyah tüylü küçük bir köpek yavrusu, adı Kara olan, bu kapının önünde durmuş. Karnı tokmuş ama gözleri merakla doluymuş.
— “Acaba içerde ne var?” diye mırıldanmış Kara.

Tam o sırada, duvarın üzerinden ince, tatlı sesli bir kedi seslenmiş:
— “Orada kayıp rüya bahçesi var. Ama içeriye yalnızca kalbiyle yol bulanlar girebilir.”
Kara şaşkınlıkla kafasını kaldırmış.
— “Sen kimsin?”
— “Ben Mırmır. Bahçenin sırlarını bilenlerdenim. Ama tek başıma içeri giremiyorum. Belki birlikte deneyebiliriz.”

İkisi birlikte kapının önünde durmuşlar. Kara kapıya patisini koymuş, Mırmır da usulca kapının tokmağına dokunmuş. O anda kilit kendiliğinden açılmış. Bahçenin kapısı yavaşça gıcırdayarak açıldığında, ikisini yumuşak bir ışık sarmış.

İçeri girdiklerinde gözlerine inanamamışlar. Bahçenin içinde devasa çiçekler, ışıl ışıl parlayan ağaçlar ve gökyüzüne kadar yükselen sarmaşıklar varmış. Çiçeklerin arasında parlayan minicik böcekler dolaşıyor, ağaçların dallarında rengârenk kuşlar şarkılar söylüyormuş.

Kara hayranlıkla etrafına bakmış:
— “Burası… rüya gibi.”
Mırmır başını sallamış:
— “Çünkü burası gerçekten rüyaların bahçesi. Her hayvan burada kendi en güzel düşünü bulur.”

Kara ve Mırmır, kendi yansımalarında korkularıyla yüzleşiyor.
Kara ve Mırmır, kendi yansımalarında korkularıyla yüzleşiyor. Rüya

Biraz ileride, dev bir çiçeğin yaprakları arasında küçük bir sincap belirmiş.
— “Hoş geldiniz,” demiş incecik bir sesle. “Bahçenin yolu kolay değildir. İçinizdeki korkularla yüzleşmeniz gerekir.”
Kara biraz ürkmüş.
— “Korkular mı? Ben sadece merak etmiştim…”
Mırmır sakin bir şekilde cevaplamış:
— “Demek ki önce merakının peşinden gitmen gerekiyormuş. Şimdi ise cesaretini göstereceksin.”

Bahçenin ortasında dev bir göl varmış. Gölün yüzeyi pırıl pırıl, ama yaklaştıklarında gölde kendi yansımalarını görmüşler. Fakat yansımalar tuhafmış. Kara gölde bakarken kendisini küçük, ürkek ve yalnız görmüş.
— “Bu… bu ben miyim?” diye fısıldamış.
Sincap yaklaşmış:
— “Evet. İşte korkuların. Ama onlara bakmak, onları kabul etmek demektir. Onlardan kaçma.”

Kara derin bir nefes almış.
— “Ben yalnız değilim. Yanımda Mırmır var. Ve kalbimde cesaretim.”
O anda göldeki yansıma değişmiş; Kara’yı güçlü, kuyruğu havada bir köpek olarak göstermiş.

Mırmır da göle bakmış. Onun yansıması, karanlık bir kafeste hapsolmuş, dışarıya çıkamayan bir kediymiş. Gözleri dolmuş.
— “Ben hep özgür olmak istedim, ama bazen korkularım beni kısıtladı…”
Kara dostça patisini uzatmış:
— “Artık özgürsün. Buradayız, birlikteyiz.”
O anda Mırmır’ın yansıması, gökyüzünde özgürce koşan bir kediye dönüşmüş.

Kara ve Mırmır, dostluk ve cesaretin yıldızını buluyor.
Kara ve Mırmır, dostluk ve cesaretin yıldızını buluyor.

Birlikte gölden uzaklaşmışlar. Yolun sonunda dev bir kapı daha varmış. Kapının üzerinde altın harflerle şu yazıyormuş:
“Rüyanı bulan, gerçeğini de değiştirir.”

Kapıdan geçtiklerinde, kendilerini rengârenk çiçeklerle dolu bir çayırda bulmuşlar. Çiçeklerin her biri masal anlatıyor, rüzgâr onların seslerini taşıyormuş. Bir çiçek fısıldamış:
— “Artık bahçenin sırrını öğrendiniz. Cesaretinizi buldunuz, dostluğunuzu güçlendirdiniz.”

O anda gökyüzünden ışık saçan bir yıldız düşmüş. Yıldız tam ikisinin ortasına konmuş.
— “Bu yıldız artık sizin,” demiş bahçenin sesi. “Onu yanınızda taşıyın. Ne zaman korkarsanız, size yol gösterecek.”

Kara ve Mırmır birbirlerine bakmış, gözleri parlamış.
— “Birlikte olursak hiçbir şeyden korkmayız,” demiş Kara.
— “Ve her rüyayı gerçeğe dönüştürebiliriz,” demiş Mırmır.

Sabah olduğunda, bahçeden çıkıp kasabanın sokaklarına dönmüşler. Ama içleri huzur doluymuş. Çünkü artık biliyorlarmış: Gerçek cesaret, rüyalarının peşinden gitmekten ve dostlarına güvenmekten geçiyormuş.

O günden sonra Kara ve Mırmır, her gece birlikte gökyüzüne bakıp fısıldamışlar:
— “İyi geceler, kayıp rüya bahçesi.”

Ve ikisi de huzurla uykuya dalmış.

Başa dön tuşu