Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, dağların ardında, ormanların kalbinde gizemli bir göl yaşarmış. Bu göl, haritalarda yer almaz, ne kuşlar uçarken fark eder, ne de yıldızlar geceleri ışığını gösterirmiş. Bu yüzden herkes ona “Kayıp Göl” dermiş.
Bir gün, Elen adında meraklı mı meraklı bir kız çocuğu, köyde dedesinin anlattığı bir hikâyeyle bu gölü duymuş.
“Dede,” demiş Elen, gözleri parlayarak, “gerçekten var mı bu göl?”
Dede gözlüğünü düzeltmiş, “Var ya da yok… Ama bir gün biri bulursa, belki de onun sırrını öğrenir,” demiş gülümseyerek.
O gece Elen yatağına uzanırken gölün hayalini kurmuş. Suyun üstünde parlayan yıldızlar, gizemli sesler ve belki de konuşan balıklar…
Sabah olunca, bir çantasına biraz ekmek, bir şişe su, ve annesinin gizlice koyduğu bir elma ile yola çıkmış.
Ormana vardığında her şey sessizmiş. Kuşlar bile bir tuhaf ötüyormuş. Elen dikkatle çevresine bakarken bir sincap ağacın dalından seslenmiş:
“Burada ne arıyorsun küçük insan?”
Elen gülümsemiş, “Kayıp Göl’ü. Biliyor musun nerede?”
Sincap gözlerini kısmış. “Ooo, uzun zamandır kimse onu aramadı. Ama bir ipucu verebilirim. Rüzgârı takip et.”
Rüzgâr o anda usulca esmiş ve Elen’in saçlarını okşayarak doğuya doğru savrulmuş. Elen teşekkür edip yürümeye devam etmiş. Yol boyunca taşlar, yosunlar ve fısıldaşan yapraklar ona eşlik etmiş.

Saatler geçmiş, güneş gökyüzünün ortasından batıya eğilmişken Elen karşısında kocaman, yosun kaplı bir taş kapı bulmuş. Üzerinde yazılar varmış ama harfler dalgalanıyormuş sanki.
“Ne yapmam gerekiyor şimdi?” diye fısıldamış.
Birdenbire taş kapının yanındaki çalıların arasından yaşlı bir baykuş çıkmış. “Bilmece zamanı geldi,” demiş boğuk bir sesle.
“Dinliyorum,” demiş Elen heyecanla.
Baykuş gözlerini kapatmış ve şöyle bir bilmece sormuş:
“Ne akar, ne taşar, ama içinde hayat yaşar. Ne görülür ne de tutulur, ama içi sır doludur. Nedir bu?”
Elen bir an düşünmüş. Kalbi hızlı atmaya başlamış ama birden dedesinin sözleri aklına gelmiş.
“Bir göl!” diye bağırmış. “Cevap: göl!”
Kapı yavaşça gıcırdayarak açılmış. Elen içeri adım attığında gözlerine inanamamış. Karşısında devasa, ışıklarla dans eden bir göl uzanıyormuş. Su yüzeyinde yıldızlar yansıyor, kıyıda masalsı çiçekler açıyormuş.
Ama en ilginç olanı, gölün ortasında bir adacık ve üzerinde camdan bir sandalmış. Elen kıyıya koşarken gölden bir ses yükselmiş:
“Hoş geldin Elen. Cesaretin, sabrın ve merakın seni buraya getirdi.”
Elen şaşkınlıkla bakmış. “Kim konuşuyor?”

Gölden bir ışık yükselmiş. Su hortumu gibi dönerek bir şekle bürünmüş. Ve karşısında, su damlalarından oluşmuş bir kadın belirivermiş. “Ben bu gölün ruhuyum. Sadece gerçek arayış içinde olanlara görünürüm.”
Elen büyülenmiş gibi dinlemiş. “Peki neden saklısınız?”
“Çünkü insanlar artık durup dinlemeyi bilmiyor. Oysa bu gölde sadece sesi duyanlar değil, sessizliği de anlayanlar yürüyebilir.”
O sırada göl kenarındaki çiçekler fısıldamaya başlamış. Elen eğilip bir tanesini koklamış. Gözleri kapanmış ve bir rüya gibi kendini gölün üstünde yürürken bulmuş.
Ruh tekrar konuşmuş:
“Artık sen bu sırrın koruyucususun. Geri döndüğünde kimse sana inanmayabilir. Ama kalbinin bildiği yolu hep hatırla.”
Elen başını sallamış. “Söz veriyorum.”
Ve gözlerini açtığında tekrar ormandaymış. Göl kaybolmuş ama elinde, su damlası şeklinde parlayan bir taş varmış. Elen yürüyerek evine dönmüş. Dedesine taşla birlikte masalını anlatmış.
Dede gülümseyerek elini Elen’in omzuna koymuş. “Demek ki göl seni seçti,” demiş.
Ve o günden sonra Elen her gece gölün fısıltılarını duyar olmuş…
Kayıp Gölün Sırrı Masalı masalına benzeyen uzun masallar okumak için bağlantıya tıklayabilir, masallarımızı sesli olarak dinlemek ve paylaşılan masalları anlık takip etmek için instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Masal Okuma Sunar..











