Bir varmış bir yokmuş…
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yemyeşil dağların ardında, bulutların gölgesinde saklanan kocaman bir gizemli orman varmış. Bu ormana girenler, her zaman aynı yoldan çıkamaz, bazen farklı bir maceranın içinde bulurmuş kendini.
Küçük bir köyde yaşayan Elif, on yaşındaymış. Meraklı bakışları, heyecan dolu soruları ve hayal gücüyle herkesin ilgisini çekerdi. Bir sabah, dedesinden orman hakkında eski bir hikâye duymuş. Dedesinin anlattığına göre ormanın derinliklerinde, sadece cesur olanların görebildiği parlayan bir göl varmış.
Elif, dedesinin anlattıkları karşısında gözlerini kocaman açtı.
— “Gerçekten böyle bir göl var mı, dede?”
Dede gülümseyerek başını salladı:
— “Belki… Ama bu gölü bulmak için kalbini dinlemen gerekir.”
O gece Elif uyuyamamış. Ertesi gün erkenden, sırt çantasına bir elma, biraz ekmek ve küçük bir fener koyarak yola çıkmış. Ormanın girişine geldiğinde kuş cıvıltıları ve hafif bir rüzgâr onu karşılamış. Güneş ışıkları ağaçların yaprakları arasından süzülüyor, her yer masalsı bir parıltıyla aydınlanıyormuş.
Bir süre yürüdükten sonra, birden çalılıklar arasından incecik bir ses duymuş:
— “Hey! Buraya bak!”
Elif, şaşkınlıkla etrafına bakmış ve karşısında minik, parlak kanatlı bir yaratık görmüş.
— “Sen… sen bir perisin!” demiş heyecanla.
Peri gülerek havada daireler çizmiş:
— “Evet! Benim adım Lira. Burada ne işin var?”
Elif, gölü bulmak istediğini anlatmış.
Lira hafifçe başını sallamış:
— “O gölü bulmak kolay değil. Önce ormanın üç sırrını çözmen gerek.”
— “Peki, bu sırlar ne?” diye sormuş Elif sabırsızca.
— “Birincisi, konuşan ağacı bul. İkincisi, rüzgârın getirdiği melodiyi takip et. Üçüncüsü, karanlık mağaranın ışığını keşfet.”
Elif derin bir nefes almış.
— “Tamam, ben hazırım!”
İlk olarak konuşan ağacı aramaya koyulmuş. Birkaç saat yürüdükten sonra, devasa gövdesi olan, yaprakları altın gibi parlayan bir ağaç görmüş. Tam yanına yaklaştığında ağaç koca bir gülüşle konuşmaya başlamış:
— “Hoş geldin küçük gezgin. Sırrımı çözmek için cevabını bilmen gereken soru şu: Bir ormanda herkes durursa ne kaybolur?”
Elif biraz düşünmüş, sonra gülümseyerek cevap vermiş:
— “Rüzgârın şarkısı!”
Ağaç başını sallamış ve altın bir yaprak düşürmüş.
— “Doğru! Bu yaprak sana yol gösterecek.”
İkinci sır için altın yaprağın gösterdiği yoldan ilerlemiş. Rüzgâr hafifçe esiyor ve tatlı bir melodi taşıyormuş. Elif melodiyi takip etmiş ve sonunda küçük bir şelaleye ulaşmış. Suyun damlaları adeta müzik notaları gibi havada dans ediyormuş. Şelalenin ardında bir geçit olduğunu fark etmiş. Oradan geçince, üçüncü sır olan karanlık mağaraya ulaşmış.
Mağaranın içi kapkaranlıkmış. Elif çantasındaki feneri çıkarmış. Fenerin ışığı mağaranın duvarlarında parlayan kristalleri ortaya çıkarmış. Kristallerin ışıkları birleşerek ilerideki yolu aydınlatmış. Yolun sonunda ise göz kamaştırıcı bir göl varmış. Gölün yüzeyi, ay ışığı gibi parlıyor, suyun içinde renk renk ışık huzmeleri dans ediyormuş.
Lira yeniden ortaya çıkmış.
— “Tebrikler Elif! Üç sırrı da çözdün. Bu göl, cesaretinin ve merakının ödülü. Buradaki su, kalbinde sakladığın en güzel hayali gösterir.”
Elif, suya eğilmiş. Gölün yansımasında kendisini büyük bir kütüphanede, çocuklara masallar okurken görmüş. O an anlamış ki en büyük hayali, hikâyeler anlatmakmış.
O günden sonra Elif, köydeki çocuklara her hafta yeni bir masal anlatmaya başlamış. Ve gizemli orman, onun en büyük ilham kaynağı olmuş.
Gizemli Ormanın Sırları masalına benzeyen çocuk masalları okumak için bağlantıya tıklayabilir, masallarımızı sesli olarak dinlemek ve paylaşılan masalları anlık takip etmek için instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.











