Uzun Masallar

Gizemli Ormanın Kalbindeki Işık Masalı

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarlarda, yeryüzünden saklanmış bir ormanın derinliklerinde, kimselerin bilmediği bir köy varmış. Bu köyde herkes huzur içinde yaşar, ama bir kuralı hiç çiğnemezmiş: “Ormanın kalbine gece vakti gidilmez!”

Köyde yaşayan küçük Ela, bu kuralı yıllardır duyar ama nedenini kimse tam olarak anlatamazmış.

“Büyüklere sordum, hepsi ‘Öyle gerek’ deyip geçiyor,” demiş Ela, bir gün dedesiyle otururken.

Dedesi gülümsemiş. “Bazı cevaplar ancak yaşanarak öğrenilir, minik kuş,” demiş ve başını okşamış.

Ama Ela meraklıymış. Hem de çok! Geceleri gökyüzünü izler, ormanın karanlık tarafını düşünürmüş. Bir gece, cesaretini toplamış ve fenerini alıp ormanın kalbine doğru yola koyulmuş.

Adımlarını dikkatli atmış, yapraklar çıtırtıyla ses vermiş. Ay ışığı yolunu aydınlatıyormuş ama ormanın kalbi yaklaştıkça her şey değişmiş. Rüzgar durmuş, kuş sesleri kesilmiş, ağaçlar sanki daha da uzamış.

Tam o sırada, yeşil yaprakların arasından bir ses yükselmiş:

“Kim var orada?”

Ela irkilmiş. Fenerini ileri tutunca karşısında parlayan gözleriyle bir tilki görmüş. Ama bu tilki konuşuyormuş!

Ela, ışık ruhunun hediyesi olan parlayan taşı elinde tutarken büyülü ormanın kalbinde duruyor.

“Ben Ela… Köyden geldim. Sadece bakmak istedim,” demiş utangaçça.

Tilki, başını yana eğmiş. “Burası, sıradan çocukların yürüyebileceği bir yer değil. Ama sen buradasın. Demek ki içindeki ışık seni buraya kadar getirdi.”

Ela gözlerini kırpmış. “Işık mı?”

“Evet,” demiş tilki. “Ormanın kalbinde bir sır saklı. Bu sır, sadece gerçekten cesur ve temiz kalpli biri tarafından bulunabilir. Ama bu yol zorlu. Hâlâ ister misin?”

Ela başını sallamış. “Evet. Her şeyi bilmek istiyorum!”

Tilki kuyruk sallayarak öne geçmiş. “O halde beni takip et. Ama sadece kalbinle bakarsan doğru yolu görebilirsin.”

Yürümeye devam etmişler. Ağaçların arasında yavaşça dans eden ışıklar belirmiş. Sanki orman nefes alıyor, yaşıyor gibiymiş. Bir noktada, koca bir ağacın kovuğuna gelmişler. Tilki, “İşte burası,” demiş. “Gerçek ormanın kapısı.”

Ela, elleriyle kovuğun içini yoklamış ve bir anda gözleri kamaştıran bir ışıkla karşılaşmış. Gözlerini açtığında, bambaşka bir dünyadaymış. Gökyüzü mor ve mavi tonlarında dalgalanıyor, yerdeki çiçekler melodiler fısıldıyormuş.

Bir varlık yaklaşmış. Parlak, neredeyse saydam bir yaratıkmış bu.

“Hoş geldin Ela,” demiş varlık. “Ben ormanın kalbindeki Işık Ruhuyum. Merak ve cesaret seni buraya getirdi. Ama artık sana bir görev düşüyor.”

Ela şaşırmış. “Nasıl bir görev?”

“Işığı, köyüne geri götürmelisin. İnsanlar artık unuttu. Kalplerinde taşıdıkları merakı, sevgiyi, umudu… Sen onları hatırlatmalısın.”

Ela, “Ama ben sadece bir çocuğum,” demiş.

Ruh gülümsemiş. “Ama içinde kocaman bir orman var. Bu yeter.”

O an Ela’nın avuçlarına parlayan bir taş bırakılmış. “Bu, senin ışığın. Yolunu da, başkalarınınkini de aydınlatacak.”

Tilki tekrar belirip Ela’yı ormandan çıkarmış. Geri dönerken, her şey daha canlı, daha gerçekmiş. Sanki her yaprak, her ağaç ona teşekkür ediyormuş.

Köyüne döndüğünde sabah olmuş. Herkes Ela’nın yüzündeki huzurdan etkilenmiş. Günler geçtikçe, köyde değişimler olmuş. İnsanlar birbirine daha çok gülümsemeye, çocuklar daha çok soru sormaya başlamış. Ela ise ışık taşını her gece yatağının yanına koyup sessizce fısıldarmış:

“Teşekkür ederim… gizemli orman.”

Gizemli Ormanın Kalbindeki Işık masalına benzeyen uzun masallar okumak için bağlantıya tıklayabilir, masallarımızı sesli olarak dinlemek ve paylaşılan masalları anlık takip etmek için instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Masal Okuma Sunar..

Başa dön tuşu