Evvel zaman içinde, demir rayların gece boyu şarkı söylediği uzak bir şehirde, terk edilmiş bir tren garı varmış. Gündüzleri sessiz ve boş, ama geceleri, saat tam on iki olduğunda, sislerin arasından siyah renkli bir tren belirirmiş. Bu trene sadece davet edilenler binebilirmiş… ve kimse bu davetin nereden geldiğini bilmezmiş.
Şehirde yaşayan Arda, on iki yaşında, meraklı ve biraz da maceraperest bir çocukmuş. Bir akşam, eski bir kitapçıda karıştırdığı tozlu bir defterin arasından ince, siyah renkte bir bilet bulmuş. Üzerinde altın harflerle şunlar yazıyormuş:
“Geceyarısı Treni – Tek yön”
Arda, bunun bir şaka olduğunu düşünmüş. Ama merakı ağır basmış. O gece saat tam on ikide, eski tren garına gitmiş. Sisler arasından metal tekerleklerin gıcırtısı duyulmuş, sonra da siyah tren yavaşça yaklaşmış. Kapılar kendiliğinden açılmış.
— “Binecek misin?” demiş derin ve yankılı bir ses.
Arda irkilmiş. Etrafına bakmış ama kimseyi görememiş.
— “Evet… sanırım” diye fısıldamış.
Trene adım attığında, içerisi beklediğinden çok farklıymış. Duvarlarda kadife perdeler, tavanda sarı ışıklı avizeler, koridorda ise eski zaman kıyafetleri giymiş yolcular oturuyormuş. Ama hepsinin yüzleri solgun ve gözleri cam gibi donukmuş.
Arda yavaşça bir koltuğa oturmuş. Yanında oturan yaşlı kadın başını ona çevirmiş:
— “Geceyarısı trenine hoş geldin. Burada kurallar vardır.”
— “Ne kuralları?”
— “Bir: Pencereden bakma. İki: Asla yemek teklifini kabul etme. Üç: Saat üç olmadan trenden inme.”
Arda yutkunmuş.
— “Peki ya inmezsem?”
Kadın cevap vermemiş, sadece gözlerini kapatmış.
Tren ağır ağır ilerlerken, dışarıdan rüzgâr uğultusu geliyormuş. Merakı baskın çıkan Arda, hafifçe perdeyi aralamış. Ama camın arkasında şehir manzarası değil, yıldızsız siyah bir boşluk varmış. Boşluğun içinde ara sıra beyaz eller beliriyor, cama vuruyormuş. Arda hızla perdeyi kapatmış.

Bir süre sonra, trende garip bir koku yayılmış. Koridordan siyah takım elbiseli bir adam gelmiş, elinde gümüş tepsi varmış. Tepside altın rengi elmalar, buharda pişmiş çörekler ve parlayan şekerlemeler duruyormuş.
— “Misafirimiz, almaz mısınız?” diye gülümsemiş adam. Gülümsemesi soğuk ve uzunmuş.
Arda başını sallamış. “Teşekkürler, tokum.”
Adamın gözleri bir an parlamış ama sonra yavaşça uzaklaşmış.
Saatler ilerlerken trenin ışıkları hafifçe titremeye başlamış. Tavandan ince çatlaklar uzanıyor, yerden soğuk sisler yükseliyormuş. Arda, yolcuların birer birer kaybolduğunu fark etmiş. Önce yanındaki kadın, sonra karşısındaki adam… hepsi sessizce yok oluyormuş.
Saat üçe on dakika kala, tren aniden durmuş. Kapılar son bir kez açılmış. Arda dışarı baktığında, bir peron değil, devasa bir salon görmüş. Tavandan zincirlerle sarkan saatler varmış; her saat farklı bir zamanı gösteriyormuş. Salonun ortasında siyah takım elbiseli adam bekliyormuş.
— “İnme vakti geldi.”
Arda temkinli adımlarla ilerlemiş.
— “Burası neresi?”
Adam gülümsemiş:
— “Geceyarısı treninden inen herkes, kaybettiği zamanı burada bulur… ya da zamanını burada bırakır.”
Arda’nın içi ürpermiş. Cebinden siyah bileti çıkarmış. Adam bileti alıp havaya bırakmış; bilet, siyah duman olup kaybolmuş. Sonra Arda’ya dönmüş:
— “Sen geri dönüyorsun… ama bir gün tekrar bineceksin.”
Gözlerini açtığında Arda, yine eski tren garındaymış. Güneş doğmak üzereymiş. Elini cebine attığında, siyah bir kum saati bulmuş. Kumlar tersine akıyormuş.
Ve o günden sonra Arda, her gece raylardan gelen uzak bir tren sesini duymaya devam etmiş…
Geceyarısı Treninde Kaybolanlar masalına benzeyen uzun masallar okumak için bağlantıya tıklayabilir, masallarımızı sesli olarak dinlemek ve paylaşılan masalları anlık takip etmek için instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Masal Oku!











