Çocuk MasallarıUzun Masallar

Renkli Orman ve Paylaşma Masalı

Bir varmış bir yokmuş…
Renkleri hiç solmayan, ağaçlarının yaprakları mevsim gözetmeden capcanlı duran bir orman varmış. Bu ormana herkes “Renkli Orman” dermiş. Çünkü sabahları ağaçlar sarı-turuncu parlıyor, öğlen zümrüt gibi yeşil, akşamüstü ise pembe ve mor tonlarına bürünüyormuş.

Bu ormanın hemen yanında, küçük ve neşeli bir kasaba yaşarmış. Kasabada da meraklı mı meraklı, soru sormadan duramayan bir kız çocuğu varmış: Adı Mira’ymış.

Mira, bir gün eline küçük piknik sepetini, sırtına da minik çantasını takmış.
“Bugün Renkli Orman’a gideceğim,” demiş. “Orada resim çizmek ve sessizce kitap okumak istiyorum.”

Annesi ona su şişesi, sandviç ve biraz meyve koymuş.
“Unutma,” demiş annesi, “Eğer ormanda birine rastlarsan, elindekileri paylaşmak güzel olur.”

Mira gülümsemiş:
“Tabii ki anne. Hem paylaşmak çoğaltır, biliyorum.”

Mira ormana girdiğinde, her zamanki gibi renkler dans ediyormuş. Ağaçların yaprakları hafif rüzgârla hışırdıyor, kuşlar cıvıldıyormuş. Mira bir ağacın altına oturmuş, sepetini yanına koymuş ve resim defterini açmış.

Tam bir ağaç çizmeye koyulmuş ki, bir şey “cırk” diye ses çıkarmış. Mira başını kaldırdığında, karşısında minik bir sincap görmüş. Sincap, başında eğri duran minicik bir şapka ile ona bakıyormuş.

“Merhaba!” demiş Mira.
Sincap patilerini birleştirip eğilmiş:
“Ben Şapşik Sincap,” demiş. “Çok hızlı koşarım ama bugün biraz yorgunum. Koca çam kozalağını tek başıma taşımaya çalıştım.”

Mira gülmüş:
“İstersen sandviçimden biraz paylaşabilirim. Enerjin yerine gelir.”

Sincap’ın gözleri parlamış.
“Gerçekten mi? Ama sen de acıkacaksın.”

“Benim için sorun değil,” demiş Mira. “İki kişi yemek yemek daha eğlenceli.”

Mira sandviçini ikiye bölmüş, bir parçasını sincaba uzatmış. Sincap öyle mutlu olmuş ki, şapkasını çıkarıp Mira’ya selam vermiş. Tam o sırada çalıların arasından ağır ağır gelen biri daha görünmüş: Gözlük takan yaşlı bir kaplumbağa.

“Günaydın gençler,” demiş kaplumbağa. “Benim adım Mimo. Siz böyle güzelce oturmuş sohbet ediyorsunuz ama ormanın öbür ucunda küçük bir problem var.”

Mira hemen merakla sormuş:
“Ne problemi?”

Mimo iç çekmiş.
“Göletimizin yanına birileri piknik yapmış, ardından da çöplerini toplamadan gitmiş. Pet şişeler, kağıtlar, meyve kabukları… Gölet kirleniyor. Balıklar, kurbağalar endişeli.”

Mira hemen ayağa kalkmış.
“Bu hiç hoş değil!” demiş. “Doğa bize güzellik veriyor, biz de ona iyi bakmalıyız.”

Şapşik Sincap başını sallamış:
“Ama biz küçük hayvanlarız, tek başımıza hepsini temizleyemeyiz.”

Mira ve orman hayvanları, kütük masa etrafında yiyeceklerini paylaşarak dostluğun tadını çıkarıyor.
Mira ve orman hayvanları, kütük masa etrafında yiyeceklerini paylaşarak dostluğun tadını çıkarıyor.

Mira gülümsemiş:
“Hiç kimse her şeyi tek başına yapmak zorunda değil. Paylaşmak sadece yiyeceği paylaşmak değildir; işi, sorumluluğu da paylaşabiliriz. Gelin hep birlikte gölete gidelim.”

Üçü birlikte gölete doğru yürümüş. Yol boyunca onlara pofuduk, bembeyaz bir tavşan da katılmış. Adı Pofi’ymiş.
“Temizliğe ben de geliyorum,” demiş zıplayarak.

Gölete vardıklarında manzara biraz üzücüymüş. Suyun kıyısında plastik parçalar, kağıtlar, boş şişeler duruyormuş. Küçük kurbağalar kenarda oturmuş, “Vırak vırak, burası bizim evimiz!” diye şikâyet ediyormuş.

Mira ellerini beline koymuş.
“Tamam,” demiş. “O zaman bir plan yapalım. Paylaşmayı öğreten masal tam burada başlasın!”

Mimo, ağır ama kararlı bir sesle:
“Ben kağıtları toplayıp şu kütüğün üzerine koyarım,” demiş.

Şapşik Sincap,
“Ben hafif plastikleri taşırım, çok hızlı koşarım,” diye eklemiş.

Pofi, havuçlarını sallayarak,
“Ben de suya yakın yerdeki çöpleri toplarım. Zıplayarak hızlıca geçerim oradan,” demiş.

Mira da, “Ben hepsini sepetimde biriktirip çöp kutusuna götürürüm,” demiş. “Herkes kendi gücünü paylaşırsa iş çabucak biter.”

Böylece kocaman bir ekip olmuşlar. Mimo dikkatlice kağıtları toplamış, Şapşik Sincap durmadan koşup plastikleri biriktirmiş, Pofi zıplaya zıplaya kıyıdaki çöpleri almış. Mira da sepetini sonuna kadar doldurmuş.

Bir süre sonra göletin kenarı pırıl pırıl olmuş. Su, güneş ışıklarını yeniden neşeyle yansıtıyormuş. Kurbağalar sevinçle suya atlamış.

“Vırak! Teşekkür ederiz!” diye bağırmışlar.

Mira alnındaki teri silmiş.
“Gördünüz mü,” demiş, “paylaşınca iş daha kolay ve eğlenceli oldu.”

Şapşik Sincap gülmüş:
“Ben bugün iki şey öğrendim,” demiş. “Bir: Ters şapka ile koşmak zor. İki: Paylaşmak, hem yiyeceği hem de sorumluluğu kapsıyor.”

Mimo gözlüğünü düzeltmiş:
“Ben de şunu öğrendim: Yaşlı da olsam, küçük bir parça işi üstlenmek önemli,” demiş.

Pofi karnını tutup gülmüş:
“Ben zaten paylaşmayı seviyordum,” demiş. “Ama bir daha göletin etrafına çöp atan görürsem, onu Mira’ya şikâyet edeceğim.”

Hep birlikte kütük masanın etrafına oturmuşlar. Mira sepetindeki meyveleri çıkarmış, hepsini eşit şekilde paylaştırmış. Sincap bir elma dilimi, tavşan bir havuç, kaplumbağa da salatalık dilimi yemiş. Mira da kendi payını almış.

“Bu gerçekten paylaşmayı öğreten masal oldu,” demiş Mira. “Hem birbirimize yardım ettik, hem de ormanı koruduk.”

O sırada ağaçların yaprakları hafifçe parlamış, sanki ormanın kendisi teşekkür ediyormuş. Rüzgâr tatlı tatlı esmiş, dallar arasında minik bir melodi dolaşmış.

Akşamüstü gökyüzü pembe ve mor renklere büründüğünde Mira, yeni arkadaşlarıyla vedalaşmış.
“Yarın yine gelirim,” demiş. “Belki bu sefer başka birine yardım ederiz.”

Mimo, Şapşik Sincap ve Pofi hep bir ağızdan cevap vermiş:
“Bekleriz! Renkli Orman, paylaşmayı bilenleri asla unutmaz!”

Mira eve dönerken içi sıcacıkmış. Annesine bütün günü anlatmış, göleti nasıl temizlediklerini bir bir söylemiş. Annesi onu kucaklamış:
“Demek bugün hem doğayı korudun hem de paylaşmayı herkese gösterdin,” demiş. “En güzel masalı, sen yaşamışsın.”

O günden sonra kasabada ne zaman biri çöplerini toplamayı unutsa, çocuklar hemen,
“Renkli Orman’ı hatırla!” dermiş. Çünkü herkes bilirmiş ki, gerçek kahramanlar pelerini olanlar değil; paylaşmayı ve sorumluluğu bilenlermiş.

Başa dön tuşu