Evvel zaman içinde, kalın yapraklı ormanların ardında, minik bir tavşanın yaşadığı saklı bir vadi varmış. Bu tavşanın adı Miko’ymuş. Bembeyaz tüyleri, kocaman kulakları ve merak dolu gözleriyle her gece gökyüzüne bakar, yıldızları sayar, Ay’a sessizce selam verirmiş.
Ama Miko’nun bir sorunu varmış. Ne kadar yorulsa da, gece olunca bir türlü uyuyamazmış.
Bir akşam, gökyüzünde pırıl pırıl parlayan dolunay, sanki biraz daha büyük ve parlak görünmüş. Miko, yumuşacık yatağına uzanmış ama gözlerini kapatamamış. O sırada, pencerenin önünden hafif bir ışık süzülmüş ve o da ne! Gümüş bir tüy süzülerek içeri girmiş.
Miko, gözlerini kocaman açmış.
“Bu da ne şimdi?” demiş.
Tam o anda, tüy havada dans ederek Miko’nun önünde duruvermiş ve hafifçe parlamaya başlamış.
“Merhaba Miko,” demiş tüy, ninni gibi bir sesle. “Ben Gümüş Ay’ın habercisiyim. Uyuyamıyorsan, sana yardım etmeye geldim.”
Miko, şaşkın ama heyecanlıymış. “Uyuyamıyorum çünkü… çünkü kafamın içi çok dolu. Aklıma gelenleri susturamıyorum.”
Tüy usulca yere konmuş.
“O zaman seni Ay’ın huzur ormanına götüreyim. Orada zaman yavaşlar, düşünceler yumuşar.”
Miko, “Ama nasıl gideceğiz?” diye sormuş.
“Gözlerini kapat, sadece kalbini dinle,” demiş tüy.
Miko gözlerini kapatmış ve bir anda kendini gökyüzünde, yıldızların arasında süzülürken bulmuş. Yanında, Gümüş Tüy, rüzgâr gibi sessizce uçuyormuş.
Bir süre sonra yumuşak, ışıltılı bir ormana varmışlar. Yapraklar maviye çalıyormuş, kuşlar uyku melodileri söylüyormuş.
Miko etrafına hayranlıkla bakmış. “Burası gerçek mi?” diye sormuş.
Gümüş Tüy gülümsemiş. “Burası uykuya geçişin kapısı, sadece gece ziyaret edilir.”

Bir ağacın dalında oturan uykulu bir baykuş onları selamlamış. “Miko, seni bekliyorduk,” demiş kalın ama sakin bir sesle. “Gel, sana rüyaların kapısını göstereyim.”
Miko, baykuşun peşinden yavaşça ilerlemiş. Yerdeki otlar, her adımında ışıldıyor, gecenin karanlığını dağıtıyormuş.
Bir tepeye geldiklerinde, karşılarında gökyüzüne açılan dev bir çiçek açmış. Işıltılı yaprakları göğe doğru kıvrılıyor, ortasında altın sarısı bir yol uzanıyormuş.
“İşte,” demiş baykuş. “Burası rüyaların bahçesi. Buraya giren herkes, geceyi huzurla geçirir.”
Miko önce biraz çekinmiş. “Ya geri dönemezsem?”
Gümüş Tüy hafifçe kanatlarını çırpmış. “Sabah olduğunda, yatağında uyanacaksın. Ama o zamana kadar, kalbinin istediği kadar burada kalabilirsin.”
Miko başını sallamış ve yavaş adımlarla çiçeğin içine yürümüş. Işık onu sarınca, kalbindeki tüm düşünceler bir bulut gibi dağılıp gitmiş. Sessizlik, tatlı bir müzik gibi kulaklarında çalmış.
Ormanın derinliklerinde uykulu hayvanlar rüya gördükçe çiçekler parlıyormuş. Miko da, ormanda ilk kez derin bir nefes almış. Gözleri ağırlaşmış. İçinden bir fısıltı duymuş:
“Gece, artık seninle barıştı…”
Ve Miko, uykunun kucağına tatlı tatlı süzülmüş.
Sabah olup da güneş vadinin üzerine doğduğunda, Miko kendi yatağında, yüzünde hafif bir tebessümle uyanmış. Gümüş Tüy’den iz kalmamış ama penceresinin önünde bir parça ay ışığı hâlâ titreyerek duruyormuş.
O günden sonra Miko her gece başını yastığa koyduğunda, gözlerini kapatır kapatmaz bir fısıltı duyar olmuş:
“Gece, artık seninle barıştı…”
Gümüş Ay’ın Fısıltısı Masalı masalına benzeyen uyku masalları okumak için bağlantıya tıklayabilir, masallarımızı sesli olarak dinlemek ve paylaşılan masalları anlık takip etmek için instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.











